Klinik Psikoloji Nedir?

Klinik Psikoloji, psikoloji biliminde lisans eğitimi tamamlandıktan sonra “klinik psikoloji yüksek lisans” programlarına kabul edilme koşuluyla girilen ve gelişim, deneysel, psikometri, sosyal, sağlık, trafik, spor, vb. isimlerle anılan uzmanlık alanlarından biridir. Psikoloji’nin bağımsız bir bilim olarak kuruluş tarihi kabul edilen 1879’dan bu yana, özellikle klinik psikoloji alanının büyük bir hızla geliştiği gözlenmektedir. Örneğin 1930’larda, Columbia ve Boston üniversitelerinde klinik psikologlar için ilk lisansüstü eğitim programları açılmıştır. Klinik psikoloji, 1945’te Connecticut’tan başlayarak ABD’deki tüm eyaletlerde yasal olarak tanınmıştır. Ayrıca, önce Amerikan Gaziler Birliği, Amerikan Ulusal Sağlık Enstitüsü ve Amerikan Toplum Sağlığı Hizmetleri’nin; 1952’de de Amerikan Psikiyatri Birliği’nin, klinik psikologlar için “psikoterapistlik” rolünü kabul edişi de önemli dönüm noktalarındandır. Bütün bu gelişmelerin üzerine gelen bir başka önemli olay da, 1959 yılında Amerikan Yüksek Mahkemesi’nin tüm eyaletlerde, klinik psikologları, akıl hastalıkları konusunda bilirkişi olarak resmen ilan etmesi ve onlara yasal olarak “akıl hastalığı” teşhisi koyup, rapor yazabilme iznini vermiş olmasıdır. 1950’lerden sonra, psikolojik bozuklukların tedavisinde, psikoterapinin de ilaçlar kadar etkili olduğunun gösterilmesi sonucunda, klinik psikologların hem akademik hem de mesleki konumları iyice güçlenmiştir. Klinik psikoloji, APA’nın (American Psychological Association) çeşitli uzmanlık alanlarına göre örgütlenmesinde 1966’dan itibaren “Klinik Psikoloji Birimi” olarak anılmaktadır. Diğer tüm psikologlar gibi klinik psikologlar da “davranış”ı anlamaya çalışırlar. Klinik psikologların özellikle ilgilendiği konu insanın “normal” ve “normal dışı” davranışlarıdır. İkinci özellik, klinik psikologların aynı zamanda araştırmacı olmalarıdır. Klinik psikologlar insan davranışlarını araştırırlar ve araştırmalarla elde edilen bu bilgileri pratikle bütünleştirerek uygularlar. Üçüncü özellik, klinik psikologların ölçme değerlendirme fonksiyonlarıdır. Gözledikleri, inceledikleri kişilerle ilgili kararlarını temellendirebilmek için çeşitli yöntemlerle bilgi toplarlar. Klinik psikologların dördüncü özelliği de genellikle psikolojik açıdan sorunları, sıkıntıları olan, stresli kişi ya da gruplara yardım etmeleri, gerektiğinde koruyucu ruh sağlığı çalışmaları içine girmeleridir. Bu özellikler tek tek ele alındığında, diğer uzmanlık alanları ile çakışan yönleri olduğu düşünülebilir. Hatta bazen bu yüzden alan dışından bazı mesleklerle de rol karmaşası yaşanabilmektedir. Klinik psikologları asıl tanımlayan özellik, onların klinik tutumları ya da klinik yaklaşımlarıdır. Diğer deyişle klinik psikologlar, klinik psikoloji ya da diğer psikoloji alanlarından gelen bilgileri alıp, belli bir bireye (gruba) yönelik kendi değerlendirmeleri ile birleştirdikten sonra, onu anlamaya çalışmakta, sıkıntısından kurtulması ya da kendisini geliştirmesi için yardım etmeye uğraşmaktadırlar. Oysa ki, diğer psikoloji alanlarında insan davranışları ve sorunlarına yönelik bilgiler, genel bir yaklaşımla ele alınır. Psikiyatristler, sosyal çalışmacılar ve danışmanlar gibi birey bazında çalışan diğer meslek elemanlarından farklılıkları da; araştırıcılık becerilerinde ve üzerinde çalıştıkları konuya sistematik ölçümlerle yaklaşımlarında aranmalıdır. Özetle, ne sadece araştırmacılık, ne bireysel yaklaşım, ne de psikolojik sorunların çözümü ve önlenmesi tek başına klinik psikologları tanımlayamaz. Klinik psikolojiyi ve klinik psikologları özel yapan “klinik tutum” dur. Diğer deyişle, sadece davranışın doğasının ne olduğunun öğrenilmesi değil, bu bilgilerle neyin nasıl yapılacağını bilmek ve bu konuda beceri geliştirmek de klinik psikologların görevleri arasındadır. Bireyin davranışlarının ve psikolojik sıkıntılarının anlaşılması için araştırmalar, ölçümler ve müdahaleler yapılması gibi işlevlerin hepsinin birden, tek bir disiplin içinde toplanması klinik psikoloji alanına mahsustur. Klinik Psikologların üzerinde çalıştığı duygusal, zihinsel ve davranışsal sorunlar, ergenlik problemleri, yetişkinlik dönemi öz-saygı problemleri, yaşlılık kayıpları gibi gelişim dönemlerine bağlı “normal” krizler olabileceği gibi, depresyon ve şizofreni gibi diğer uçtaki ağır psikolojik bozukluklar olabilir. Araştırma konuları ise, psikoterapide iyileştirmeye yol açan terapist kişiliklerinin ne olduğundan, başarılı bir yaşlılığa katkıda bulunan kişilik özelliklerine; fobilerin gelişiminden, şizofreninin nedenlerine kadar çok geniş bir yelpazede yer alır. Klinik psikologlar, akademik ortamlarda çalışabilecekleri gibi, sağlık sektörü içinde de kliniklerde, hastanelerde, dispanserlerde, halk sağlığı merkezlerinde, askeriyede, cezaevlerinde, okullar ve üniversitelerde vb. çalışabilirler. Klinik psikolog olabilmek için bu alanda en az “yüksek lisans” derecesi almak gerekir. Bu alandaki yüksek lisans programları üniversitelerin psikoloji bölümlerinde açılmaktadır. Bu programlarda verilen dersler arasında psikopatoloji, psikoterapi, araştırma yöntemleri, istatistik, kişilik ve zeka testleri, bilişsel süreçler gibi derslerin bulunması gerekmektedir. Bu derslerin yanında ayrıca süpervizyonlu çocuk ve yetişkin kliniği stajları ile alanda belli bir araştırmaya dayalı bir tez çalışması da gereklidir. Ülkemizde son yıllarda yaşanan bir karmaşa, “Uygulamalı Psikoloji” teriminin kullanılması ile ilgilidir. Psikoloji alanında değerlendirmeler yapılırken, “akademik psikoloji” (bilim olarak psikoloji) ve “uygulamalı psikoloji” (meslek olarak psikoloji) olarak ayrı ayrı değerlendirmeler yapmak işlevseldir. Ancak “uygulamalı psikoloji”nin kendi başına bir akademik alt alan, ayrı bir psikoloji uzmanlık alanı olmadığı bir kez daha vurgulanmalıdır. “Uygulamalı psikoloji”, kendi başına psikolojinin bir alt disiplini değildir. Diğer taraftan “Klinik psikoloji” psikolojinin bir uzmanlık alanıdır ve amaçları, başka disiplinlerce de paylaşıldığından, klinik psikolojinin içeriği kaçınılmaz olarak diğer bazı klinik disiplinlerle ve özellikle de psikiyatri ile örtüşmektedir. Bununla birlikte, aralarındaki en kesin ayrışma, kullandıkları tekniklerde ve temel psikoloji, biyoloji ve sosyal bilimler konusunda alınan eğitimin yoğunluğu ve söz konusu bilgilerin kullanım tarzlarındadır.